En yeni en iyi kitaplar burada!
Kitapları Beğendiniz mi?

Yeni kitaplardan haberdar olmak ve ücretsiz pdf kitap kazanmak için e-posta listemize şimdi abone olun!

Invalid email address
Spam yok. Haftada 1 e-posta. En iyi kitaplar. Ücretsiz pdf kitaplar. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz. 

Bu Kitabı Türkçe Arama Motoru ararım ile arayın!

2696b5e9b5ec5853fac45b6b786666bf
Yükseklik Korkusu
Paul Auster
Can Yayınları

Benim Yazarım: Paul Auster

İlknur
Özdemir

 

Bir yazarı nasıl tanırsınız? Ya
da kitaplarını okuduğunuz bir yazarı tanımak ister misiniz,
yoksa onun sizin için bir bilinmeyen, meçhul bir yüz, bir merak
unsuru olarak kalmasını mı yeğlersiniz? Doğrusu, ben tanımaktan
yanayım. Son zamanlarda bu mevzuda iyice de ısrarcı oldum. Doğal
tanımak derken, ne olursa olsun yüz yüze gelip uzun sohbetlere
girişmeyi, sorular sorup karşımdakini bunaltmayı kastetmiyorum.
Yazarı yapıtlarıyla tanımadan önce mümkünse onun geniş bir
yaşamöyküsünü bulup okumayı, verdiği röportajlar var ise onları
incelemeyi isterim, böylece yazdıklarının kaynağına ulaşmayı,
yazarlığıyla ve yazdıklarının yüzeyaltıyla ilgili ipuçlarını
bulmayı umuyorum.

 

Ailesinin kim olduğu, nasıl bir
çocukluk ve eğitim yaşamı geçirdiği, hangi bunalımlara, hangi
sıkıntılara düştüğü, yazdıklarını anlamam açısından çok önemli.
Yazarın her yapıtının kendinden bir parça, kendi dünyasından
bir yansıma olduğuna inananlardanım; anlattığı her hikâyenin
içinde de kendi hikâyesinin farklı ya da farksız bir versiyonu
ne olursa olsun saklıdır. Normal olarak dönüp dolaşıp aynı hikâyeyi özetleyen
yazarları bir süre sonrasında okuyamaz olurum, önemli olan kendi
hikâyesini/hikâyelerini her seferinde bambaşka bir
perspektiften anlatmayı ve bizi buna inandırmayı
başarmasıdır.

 

Kitaplarını okudukça o yazar,
artık sizin çok iyi tanıdığınız, yakınlaştığınız,
benimsediğiniz biri olup çıkar. Hatta kendi başımdan geçen kimi
vakada, o olsa (bu durumda Auster olsa) bundan nasıl da bir
roman ya da öykü çıkarırdı, diye düşündüğüm çok olmuştur.
Yazarı tanıdıkça, kitaplarında, hem bir sonraki sahnenin nasıl
olacağını sezer, hem de yazarın o aşina olduğunuz, sevmiş olduğiniz
üslûbuyla o sahneyi anlatmasını bekler, âdeta
özlersiniz.

» Yükseklik Korkusu Kitap Özeti ve Kısa Açıklaması

 

Kahramanları hem ete kemiğe
bürünmüş kişilerdir hem de uçucu; sıradan fakat şaşırtıcı
sözleriyle, tereddüt ve kuşkular barındıran kimlikleriyle,
beklenmedik anlardaki beklenmedik davranışlarıyla, anlam
veremediğimiz fakat fanatik kaldığımız -ben bunu nasıl düşünemedim
dedirten- tepkileriyle ve dünyevi olsa da uhreviliği de
barındıran hayatlarıyla başka dünyaları önümüzde açan
serüvenleriyle hepsi başlı başına birer küçük
mucizedir.

 

İşte, Paul Auster tam da böyle
bir yazar, yazdıklarının tiryakisi olduğunuz türden. Onu nasıl
tanıdığım sorusuna, ilk çevirdiğim kitabıyla yanıtını
verebilirim. Yazarı tanımak bağlamında, yukarıda
söylediklerimin hiçbirini yapmamıştım doğal o güne kadar. Aslına bakarsanız
1990 yılına kadar Paul Auster diye bir yazarın varlığından da
haberdardım diyemem.

 

Yalnızlığın Keşfi adıyla
çevirdiğim bu ilk kitabın orijinali elime verildiğinde (ki Paul
Auster’ın da ilk kitabıdır bu anı-roman) keşke tanısaydım
yazarı, ilk kitap zor olacak, diye aklımdan geçirdiğimi
hatırlıyorum. Kitaba başlayınca, baba-oğul ilişkisi üzerine
kurulu bu kitabı, ki Auster hem babasıyla, hem de kendi oğluyla
ilişkisi üzerine kurmuş kitabını, olağanüstü bir duyarlılıkla
ve ifade zenginliğiyle yazabilen birinin romanları nasıl acaba
diye de düşünmüştüm. Cismen var olsa da ailesi ve özellikle de
oğlu için mevcut olmayan, benmerkezci bir babanın oğlu nasıl
kitaplar yazardı acaba?

 

Auster’ın babasıyla olan
ilişkisini, yaşadığı babasızlığı, o acayip baba figürünü
inanılmaz bir içtenlikle ve mesafeyle anlatmasını, iç
dünyasını, özel yaşamını olanca çıplaklığıyla -ama bir şeyler
ne olursa olsun saklı kalmıştır- okuruna açmasını gördükten sonrasında şöyle
düşündüm: Sanıyorum Paul Auster’ın ilk kitabının bu anı-roman
olması, onun babasıyla hesaplaşmasına bir ölçüde yaradı. Bir
ölçüde diyorum, çünkü yanlış baba figürü ve doğru babanın
eksikliğini nasıl hissettiği Auster’ın bütün romanlarında azca ya
da çok seziliyor.

 

Auster’ın renkli kişiliğinin
yazdıklarında büyük katkısı var. Şair, çevirmen, senarist, film
yapımcısı, romancı, eş ve baba… Özellikle gençliğinin bir
kısmını geçirdiği Paris’in ve Avrupalı yazarların onu çok
etkilediği belli oluyor. Fransızca’dan çokça da şiir çevirisi
var. Etkilenmemesi olanaksız bence. New York’taki evinde
görüştüğümüzde, kendisine, “Bir Avrupalı yazar benzer biçimde
yazıyorsunuz, sizi tanımasam Amerikalı bir yazardır diyemem,”
dediğimde, söylediklerime pek katılmamıştı. Fakat ben fikrimde
hâlâ ısrar ediyorum. Bunun en iyi kanıtı, Auster’ın Fransa’da
neredeyse ABD’da olduğundan daha çok tanınması. Hatta
bazı kitaplarını ABD’dan önce Fransa’da
yayınlatıyor.

 

Sevmiş olduğim bir yazarın iki
yapıtının arasında uzun yıllar olması rahatsız eder beni. Fazla
bekletilmeden yeni bir kitapla karşıma çıkmasını isterim. Auster
bu dozu iyi ayarlayanlardan. İki-üç yılda bir yeni bir kitabı
buluşuyor okurla. Hatta kimi zaman her yıl. Çok da sık yazmamalı
fakat; bu bağlamda son kitaplarının bana birazcık eskileri
özlettiğini söyleyebilirim. “Yazmak artık özgür irademle
yaptığım bir fiil değil benim için, hayatta kalmak için
yazıyorum,” diyen bir yazar kadar inandırıcı kim
olabilir?

 

Paul Auster’ın anlattıklarını
okurken bana bu kadar sıcak gelen, kendini yadırgatmayan nedir,
diye düşünmüşümdür. Postmodern yazar diye nitelenir Auster.
Aklımda bu etiketle okuduğum vakit rahatsız oluyorum. Okuduğum
bir romanı, bir öyküyü hiçbir kalıba sokmadan okumaktan
hoşlanıyorum, isterim ki ben bir etiket bulayım okuduğuma:
‘Sevmiş olduğim, etkilendiğim’ ya da ‘hoşlanmadığım, bende bir yankı
bulmayanlar’ diye ikiye ayırayım. Beni inandırıyorsa postmodern
değil, gerçekçi sayıyorum yazdıklarını, ki Auster inandırıyor.
Tıpkı Kırmızı Defter adlı küçük kitabındaki öyküler benzer biçimde, ya da
Yanılsamalar Kitabı’ndaki inanılmaz hikâyesi
benzer biçimde.

 

Auster’ın anlattıklarında
çoğunlukla küçük, masum tesadüfler insan yaşamının akışını
değiştiren büyük vakalara yol açarlar, inanılması güç -ama
Auster’ın o usta kalemiyle inandırmayı başardığı- ve peş peşe
gelen, zincirleme süregiden bir sürü tesadüf olağandışı bir
hikâyeye doğru yol alır. Soluksuz kalırsınız okurken, yok canım
der, gene devam edersiniz.

 

Kırmızı Defter’de kendi yaşadığı
ya da başkalarının başından geçen gerçek vakaları öykülemiş
Auster. Sadece onun romanlarını okumuş olanlar, oradaki
hikâyelerin onun gerçek öyküler başlığı altında topladığı
hikâyelere ne kadar benzediğini görüp şaşıracaklardır.
Auster’ın romanlarını yazarken hep böyle gerçek bir hikâyeden
yola çıktığına, kaynağının hep gerçek bir hikâye
olduğuna,  çok büyük hayalgücüyle ona renk ve
ruh kattığına, hikâyenin peşine takılıp kendini ve okurunu
gizemli, çapraşık fakat bir o denli da kişiye doğal gelen
dünyalara götürdüğüne hep tanık
olmuşumdur. 

 

Bir taraftan da acaba bu yazarın
beni etkilemesinin sebebi, çevirmenlik yaşamıma başladığımda
ilk çevirdiğim kitabın onun Yalnızlığın Keşfi adlı kitabı
olması mı, diyorum. Bütün kitaplarının öncülü olan bu anı
romanı çevirirken hem çok etkilenmiş, hem de bunları yazan bir
yazarın öbür kitaplarını merak etmiştim. Auster’ı yazar olarak
tanımak isteyenlerin ne olursa olsun o kitapla işe başlamaları
gerektiğini düşünüyorum.  Kitabından
alıntıladığım ve babasının ölümünün ardından yazdığı şu
cümleleri unutamadım:

 

Hep ölümün beni uyuşturacağını,
acıdan hiçbir şey yapamayacağımı düşünmüştüm. Şimdi ölüm
gerçekleştiğindeyse hiç gözyaşı dökmüyor, çevremde dünyanın
yıkıldığı duygusuna kapılmıyordum. Tuhaftı fakat ansızın gelmiş
olmasına karşın bu ölümü kabullenmeye şaşılacak derecede
hazırdım. Beni rahatsız eden başka bir şeydi, ölümle ya da
benim ölüme göstereceğim tepkiyle ilgili olmayan bir şey:
Babamın arkasında hiçbir iz bırakmamış olduğunu fark
etmiştim… En derinlikli, en değişmez anlamıyla görünmeyen bir
adamdı o. Başkalarına görünmeyen, büyük olasılıkla kendine de
görünmeyen. O yaşıyorken, onu arayıp ortada olmayan bir babayı
bulmak için uğraştıysam, öldükten sonrasında da bu arayışı sürdürmem
gerekiyormuş kanısındaydım. Ölüm hiçbir şeyi değiştirmedi. Tek
fark artık vakitımın olmaması.

 

Öte taraftan, Auster’ın bütün
kitaplarını okumuş olanlar şunu söyleyebilirler: Sıradan,
sokaklarda her gün karşımıza çıkabilecek insanlardır, günümüz
insanoğluıdır onun kahramanları.  Hatta pek
çok kitabında kendisini, karısını, çocuklarını, yakın
arkadaşlarını, yaşadığı vakaları, trajedileri ya da gizemli
episodları buluruz. Yazarı tanıdıkça ve bu kişiler ya da
vakalar pek çok kitabında karşımıza çıktıkça bunların gerçek
yaşamdan alınma olduğuna daha da inanırız.

 

Yazar ya yaşadıklarını
yazıyordur, ya da yazdıklarını yaşıyordur. Auster ilk romanı
olan ve benim de New York Üçlemesi içinde Türkçe’ye büyük bir
keyifle çevirdiğim Cam Şehir’i nasıl yazdığını şöyle anlatır,
Kırmızı Defter’deki gerçek öykülerin
birinde:

 

İlk romanımı bana yanlış bir
telefon numarası esinlendirdi. Bir öğle sonrası Brooklyn’deki
evimde yalnızdım, masamda oturmuş çalışmak üzereydim ki telefon
çaldı. Yanlış anımsamıyorsam 1980
ilkbaharıydı.

 

Alıcıyı kaldırdım, hattın öteki
ucundaki adam Pinkerton Ajansıyla mı görüşüyorum, diye sordu.
Hayır, dedim ona, yanlış numara çevirmişsiniz ve telefonu
kapadım. Sonrasında işimin başına döndüm ve o görüşmeyi de aklımdan
çıkardım.

 

Ertesi gün öğleden sonrasında telefon
gene çaldı. Karşımdaki, bir gün önceki adamdı ve gene aynı
suali sordu: Pinkerton Ajansıyla mı görüşüyorum? Gene hayır,
dedim ona ve gene kapadım telefonu. Sadece bu kez, eğer evet
deseydim neler olurdu, diye düşünmeye başladım. Pinkerton
Ajansının bir dedektifiymişim benzer biçimde davransaydım ne olurdu?
Merak ettim. Adamın vereceği işi üstlenseydim ne
olurdu?

 

Aslını isterseniz, elime geçen
iyi bir fırsatı boşa harcadığımı hissettim. Eğer o adam bir
daha ararsa, diye düşündüm, minimumından onunla birazcık mevzuşurum
ve neler olduğunu anlamaya çabalarım. Telefonun bir kez daha
çalmasını bekledim, sadece üçüncü kez çalmadı… Bir yıl sonrasında
Cam Şehir’i yazmaya giriştiğimde o yanlış numara kitabın en
önemli vakaına dönüşmüştü, şu demek oluyor ki bütün o hikâyeyi başlatan
hataya.

 

İşte bu kadar dürüst, bu kadar
samimi bir yazar Paul Auster. Her şeyi okuruyla paylaşacak,
onların kendini tanımalarına böyle fırsat verecek kadar.
Samimi, sıcak, net… Ve yaratıcı.

İlginizi çekebilir:  Sadece Sarılıp Uyuyacağız

 

Listeme Ekle()

No account yet? Register

» Yükseklik Korkusu Kitabını Beğendiyseniz
» Yükseklik Korkusu Kitabı için Yorum, İnceleme veya Alıntı Paylaşmak ister misiniz?