En yeni en iyi kitaplar burada!
Kitapları Beğendiniz mi?

Yeni kitaplardan haberdar olmak ve ücretsiz pdf kitap kazanmak için e-posta listemize şimdi abone olun!

Invalid email address
Spam yok. Haftada 1 e-posta. En iyi kitaplar. Ücretsiz pdf kitaplar. İstediğiniz zaman ayrılabilirsiniz. 

Bu Kitabı Türkçe Arama Motoru ararım ile arayın!

6cef5b2ff458b5df50720990022a6547
Yalan
Tahsin Yücel
Can Yayınları

Düzmece Dil Kuramından Topluca Paylaşılan
Aldatmacaya:

 

Bir çöküş ortamının romanı

 

CEMİL KAVUKÇU

» Yalan Kitap Özeti ve Kısa Açıklaması

Tahsin Yücel’in son
yapıtı  Yalan, biçem ve içeriğiyle
olduğu kadar, romanın baş kişisi olan Yusuf Aksu’nun aykırılığı
ile de hem kendi romancılığında, hem de edebiyatımızda farklı
bir noktada duruyor. Yusuf Aksu, yaşamla olan bağları son
derece zayıf, yalnızca olup bitenleri kayıtsız bir gözle
izleyen bir karşı-kahraman olarak çizilmiş romanda. Bu yanıyla
biraz da Elias Canetti’nin Körleşme adlı romanının,
düşünce ile gerçeklik arasındaki savaşımın simgesi olan
kahramanı Kien’i çağrıştırıyor. Tahsin Yücel de romanın
eksenine Yusuf Aksu’yu oturtmuş ve romandaki öbür kişiler,
yaşanan kent, olaylar, onunla olan bağıntıları ölçüsünde boy
göstermiş. Bunun da ötesinde, romana ağırlığını koyan şey,
yaşam boyu herkesin başvurduğu, türlü nedenlerle sığındığı
“yalan” ve “yalanlar.” Yusuf Aksu’nun romandaki yeri de bu:
Yalan.

 

Romanın başkişisi özdeşleşilecek, ruh birlikteliği
yapılacak, yakınlık kurulup benzer yaşam deneyimleri
paylaşılacak biri değil. Olumlanacak bir tip de değil her
şeyden önce. Ancak, okur ortak bir nokta bulamasa da, onunla
bütünleşemese de, olumsuz yanlarını görse de ona kızamıyor;
hatta, yer yer gülse de, “bu kadar da olmaz” diye dudak bükse
de acıyor ona. Bu acıma, roman ilerledikçe okurun kendini,
içinde bulunduğu koşulları ve toplumu değerlendirmesine,
giderek de bir hesaplaşmaya dönüşüyor.

 

Roman, Yusuf Aksu’nun çocukluk ve ilk gençlik
dönemini anlatan bir “önöykü” ile başlıyor. Romandaki “şimdiki
zaman” ise Aksu’nun altmışlı yaşları. Ahmet Nusret ve Refika
Elbasan’ın biricik oğulları olarak dünyaya gelen Yusuf, daha
çocukken yaşamdan koparılıyor. Babasını hiç anımsamıyor. Ona
anlatılan ise, bakkaldan rakı almak üzere evden çıkan ve bir
daha geri dönmeyen soru imleriyle dolu bir baba. Okur da küçük
Yusuf’a anlatılanla yetinmek zorunda kalıyor. Refika Hanım’ın
baskısı altında büyüyen Yusuf, sokağa tek başına hiç çıkmıyor,
arkadaşları olmuyor, oyun oynamıyor. Bıyıklı adamlardan
korkuyor. Bu, baba korkusu olarak veriliyor romanda, oysa
babasının tek fotoğrafı bıyıksız. Böylece Tahsin Yücel “önöykü”
bölümünde okuruna “her şeye hazır olun” iletisini de vermiş
oluyor. Çünkü Yalan, bildiğimiz Tahsin Yücel romanının
dışında bir roman. Yusuf’un ilgi alanı da sokaklar, arkadaşlar,
oyunlar değil zaten; o, ansiklopedilerin çekimine kapılıyor.
Refika Hanım da onun bu ilgisini

destekliyor. Yusuf’un bu tekdüze, “gri” yaşamı kolejde
tanıştığı Yunus ile birden renkleniyor; bununla da kalmıyor,
bütün yaşamı bu tanışıklığın ardından
biçimleniyor.

 

Yunus çok şey bilen, doğru düşünen, düzgün ve
anlamlı cümleler kuran, ancak üç sözcüğü yan yana getirebilmek
için bile fiziksel güç harcayan bir kekemedir. Bu özrüne karşı
bir savunma mekanizması oluşturmuştur. Sözcüklerin arasına
dolan sessizliklerin, sözcüklerin söylediğinden çok daha
fazlasını söylediğini, dinlemesini bilenler için kekemeliğin
çokseslilik, çok boyutluluk olduğunu öne sürer. Kekemeliği ile
alay edenlere karşı meydan okumak için “dilin ve yazının
kökenine ilişkin” aykırı bir kuram geliştirir. Tüm insanların
kuşlar gibi eksiksiz ve doğal bir biçimde anlaşmalarını
sağlayan, ama yazının bulunmasından sonra yavaş yavaş oluşan
eklenimli diller yüzünden unutulan ilk dilin özlemi içinde
yaşayan Yunus, her yerde, her şeyde bu ilk dilin izlerini arar.
Yusuf Aksu için de müthiş bir kuramdır bu, arkadaşını koşulsuz
desteklemekle kalmaz, zaman zaman onun gibi kekelemeye bile
başlar.

 

İlginizi çekebilir:  Kumdan Kale

Yunus kolejde tanıdığı, aşık olduğu ama karşılık
alamadığı Canan yüzünden bileklerini jiletle keserek intihar
edince, bu olaydan çok etkilenen Yusuf Aksu, onun dil kuramına
sıkı sıkıya sarılır. Yunus’un bilimsel bir arka plana
dayanmayan kuramı zaman içinde Yusuf Aksu’nun kuramına dönüşür
ki, Yalan romanı da burada başlar.

 

Romandaki olayların gelişimi, kişilerin
birbirleriyle ilişkileri de en az Yusuf Aksu’nun kimliği kadar
şaşırtıcıdır. Bir dil kuramından söz edilir, ancak, tek satırı
bile yazılmayan bu kuram hakkında, başta Yusuf Aksu olmak
üzere, kimse dişe dokunur bir şey bilmez. Yusuf, bu “kuram”ın
özlemi ve arayışı yüzünden öğrenimini bile tamamlayamamıştır.
Yaşamı boyunca hiç çalışmayan, üretime katkısı olmayan Yusuf
Aksu’ya bu rahat ve neredeyse asalak yaşamını sürdürmesi için
rastlantılar yardımcı olur. İntihar eden arkadaşının varlıklı
babası Yusuf’u bağrına basar, daha sonra da dul annesi Refika
Hanım ile evlenerek onu kendi nüfusuna alır. Yusuf Aksu
kendisine kalan mirasın hesabını bile bilmez. Yaşama
katılamayıp bir konuk gibi durması bunlarla da sınırlı
değildir; ansiklopediler dışında okuduğu tek kitap Robinson
Crusoe’
dur. Yaşamı boyunca bir mektup bile yazmamıştır;
politika ve sanat ile ilgilenmez, gazete okumaz, televizyon
izlemez, müzik dinlemez. Denize hiç girmemiştir. Hiç kız
arkadaşı olmamıştır, cinsel yaşamı yoktur. Maçka’daki evine
kapandığı ileri yaşlarında, evdeki işleri düzenlemek ve
yardımcı olmak için gelen Necla adında bir kadın onu baştan
çıkarmaya çalışır, hatta zorla onunla birlikte olur. Geç gelen
bu ilk deneyimden bile zevk aldığı söylenemez. Altmışlı
yaşlarında aşık olduğu Cazibe’ye ilgisi, kadınlara olan
ilgisizliği kadar nedensizdir.

Yaşamdan hiçbir beklentisi olmayan bu “konuk,”
olmayan bir “dil kuramı” ile geniş bir kitlenin hayranlığını
kazanmayı başarırsa da bu “konum,” bu “başarı” ona hazır
sunulmuştur. Bunun için hiçbir çaba göstermemiştir. Dilci ünü
üniversite öğrenciliği sırasında dar bir çevreyle sınırlıdır;
daha sonra bu ününü anımsayan bir akademisyen onu bir dilbilim
toplantısına davet eder. Daha ilk tümcelerinde kürsüden
indirilince ünü geniş bir çevreye yayılır. Toplumdan zaten
kopuk yaşayan Yusuf Aksu bu olaydan sonra iyice uzaklaşır ve
evinden çıkmaz olur.

Onu evinden çıkaracak, evine konuklar çağırmasını
sağlayacak ve ünü gitgide yayılan “Maçka Çarşambaları”nı
başlatacak olan kişi Bayram Beyaz’dır. Bir gazetede hesap
işlerine bakan Bayram Beyaz, felsefeye meraklıdır. Yaşamını
anlamlı kılmak istemekte, ancak tek başına bu işin üstesinden
gelememektedir. Ününü duyduğu Yusuf Aksu’yu kendisine
yönlendirici olarak seçer ve körü körüne onun hayranı olur.
Yusuf Aksu’nun yemeklerini yapan, evini çekip çeviren Sivaslı
Erkek Cemile ile evlenir ve aynı apartmandaki boş dairelerden
birine yerleşerek Yusuf Aksu ile iç içe yaşamaya, onun her
türlü danışmanlığını yapmaya başlar. Maçka’daki ev her Çarşamba
dolup taşar. Gazeteler, sürekli bu önemli bilim adamından söz
ediyordur artık. Yusuf Aksu’nun çevresinde profesörler, bilim
adamları, felsefeciler, gazeteciler, yazarlar vardır ve herkes
onun dünya çapında bir kuramcı olduğuna
inanmıştır.

 

İlginizi çekebilir:  Beşinci Mevsim - 1

Bu durum gitgide bir saplantıya dönüşür. Kimse
Yusuf Aksu’nun bilimsel kimliği ve kuramı üzerinde düşünmek
istemez. Topluca paylaşılan bir yalan, bir aldatmaca oluşmuştur
artık.

 

Bir süre sonra Yusuf Aksu yavaş yavaş kendine ve
geçmişine dışardan bakmaya başlar.

 

Yalanın en sonunda ortaya çıkması mı gerekiyordu?
Yaşamı baştan sona yalan olmuşsa, sürekli yalana başvurduğu
için değil, başkalarına boyun eğdiği için olmuştu; üstelik,
başkalarına uymak başkalarının arkasından gitmek bile değildi,
o susmuştu yalnızca, suçu, sesini çıkarmamaktı: Bu kocaman
apartmanı ve daha nicelerini karşılıksız olarak kendisine
vermişlerdi, sesini çıkarmamıştı; adını büyük dilciye
çıkarmışlardı, direnmeye çalışmış, ama sonunda boyun eğmek
zorunda kalmıştı; insanlar, kendilerini aldatmak pahasına,
yükselttikçe yükseltmişlerdi onu; bu ülkeyi kurtarabilecek tek
insan olduğunu söyleyenler bile çıkmıştı; şimdi, yanıldığını,
dolayısıyla kendisini böylesine yüceltenlerin de yanıldıklarını
açıklamak istediği zamansa “Hayır, buna hakkın yok!”
diyorlardı. Yalancı kimdi?

Ok yaydan çıkmıştır. Çevresindeki herkes, yanlışını
düzeltmesine karşı çıkmaktadır. Yusuf Aksu sonunda kuramının
yanlış olduğunu anlamıştır. Bunu yalnızca genç bir hayranı olan
Beşinci Murat ile konuşur. Beşinci Murat, romanda doğru ve
sağlıklı düşünebilen tek kişidir.

 

Yusuf Aksu’nun geçmişiyle ilgili kuşkuları da
artmaya başlar. Ölmüş arkadaşının babası büyük servetini neden
ona bırakmıştır? Belki onun da babasıdır; belki, arkadaşı
olarak bildiği Yunus kardeşidir, belki annesi bile kendi annesi
değildir. Öyleyse, başta kendi kimliği olmak üzere, her şey
yalan üzerine kurulmuştur, her şey yalana göre
düzenlenmiştir.

 

Yalan, çok yönlü, çok katmanlı,
biçemiyle, içeriğiyle özgün bir yapıt. Gülünç ile acıklı
sürekli yer değiştiriyor roman boyunca. Hiçbir özelliği olmayan
Yusuf Aksu’dan, herkesin kendini kandırarak bir mit
yaratmasının öyküsü, aynı zamanda içinde yaşadığımız yalan ve
çöküş ortamının da romanı olarak beliriyor. Yusuf Aksu’nun
kendini kandırmasıyla başlayan zararsız bir yalan, toplumun
kalburüstü kesimlerinden insanların kendilerini aldatmalarıyla
günümüz toplumunun hastalıklı yanlarına ulaşıyor. Liderlik
özelliği taşımayan parti başkanlarından, çapsız sanatçılara,
medyanın bir günde ülkenin gündemine oturtuverdiği sıradan
insanlara uzanan “toplumsal cinneti” bıyık altından bir gülüşle
anlatıyor Tahsin Yücel. 

 

Listeme Ekle()

No account yet? Register

» Yalan Kitabını Beğendiyseniz
» Yalan Kitabı için Yorum, İnceleme veya Alıntı Paylaşmak ister misiniz?